Bilindiği gibi Çınar ağacı uzun yaşayan ve bu yaşamında sessizliğini koruyan hatta insanlara sadece oksijen veren değil aynı zamanda kirli havayı da soluyarak temizleme özelliğine sahip olan bir ağaçtır. Devasa büyüklüğüne küçücük bir ürün verir.
Bu kısa bilgilerden sonra asıl konumdan yani çınarın sessizliğinden bahsetmek istiyorum biraz.
Nesilleri vardır çınarın, bir hayatı değil birçok hayatı vardır. Güngörmüştür. Ama hep sessizdir. Kalpleri mutmaindir. Bilir asıl olanı, bu yüzden konuşmaz incitmez kimseyi. Anlar gelip geçici ömrü. Kırmaz kimseyi usulca sessizliğini korur. Bazen aşk kelimeleri saplanır böğrüne kendinden olmayan, bazen dalları budanır. Bozmaz sessizliğini çünkü geniş bir bakış açısı vardır. Sadece o anı değerlendirmez daha önce yaşanmıştır o an defalarca onda ve bunların gelip geçici olduğundan haberdardır.
Günümüz de ne yazık ki bu bakış açısına sahip insan tipi pek az. İnsanımız yaşının verdiği tecrübelerden yararlanarak hareket eden bir yapıdadır. Tecrübesinin hayatı anlama noktasında kendisine yeterli bir bakış açısı vermediğinden haberdar değildir. Bütün olayları kendisi ile alakadar kılan ve bu çerçevede hayatı yönlendiren bakış açısı insanı bazen telafisi mümkün olmayan hatalara zorlamaktadır. Yapılan bu hatalar hayat tecrübemiz artığı müddetçe farkına vardığımız yanlışlarımız olarak çıkar gün yüzüne. Ahlanıp tühlenmenin fayda vermeyeceği bu tecrübe; sadece yeni bir bakış açısı kazandırır bize. Akledebilirsek bir daha bu tür hatalar yapmayacağız. Peki bu tecrübe o an yaptığımız davranışların ileride karşımıza hata olarak çıkmasını önleyecek mi? Bu tecrübeden nasıl faydalanabiliriz? Doğrusu bunu şuan bende bilmiyorum. Elbette yeni tecrübeler bunu gösterecek bize. Ama hayatta sözün ve davranışın altın olduğu yerde müdahaleci olan ve söz söyleyen olmak gerektiğini belirterek; akan hayatta nefse yenik düşmeden sessizliğin bir erdem olduğunu vurgulamak gerektiğini düşünüyorum. Hayatı altın davranışlar yaparak ve altın sözler üreterek yaşamak dileği ile…